Monthly Archives: Kasım 2011

İşyerlerinin yeni para birimi: “Artık sadece maaş değil

  

        ·                    Cisco araştırması genç yetenekleri işyerlerine çekmenin yeni kurallarına dikkat çekiyor ·                    Genç çalışanlar, sosyal medyaya erişim imkanı ve istenilen cihazı kullanma özgürlüğü tanıyan açık iş ortamları ve yaşam tarzlarına uyum sağlayarak yenilikçilik konusunda onlara ilham verecek uzaktan çalışma koşullarını istiyor. Bunun için gerekirse daha az maaşla bile çalışmaya hazırlar.

Cisco tarafından yayımlanan uluslararası çalışmaya göre, genç çalışanların ve üniversite öğrencilerinin işyerlerinde sosyal medyayı, mobil cihazları ve interneti daha özgürce kullanma isteği, gelecekteki iş tercihlerini etkileyebilecek kadar güçlü; hatta kimi zaman maaştan bile daha önemli.

2011 Cisco Connected World Technology Report araştırmasının ikinci bölümünde dikkat çeken bu ve diğer bulgular, yeni nesil işgücünün istediği cihazla ve daha esnek koşullarda uzaktan çalışma talebinin ne kadar ciddi bir boyutta olduğunu gösteriyor. Bu talep, internet, işgücü, kültür ve şirketlerin rekabetçi avantajları arasındaki ilişkinin önemini ortaya koyuyor ve genç çalışanları işyerlerine çekmek ve elde tutmak için kullanılan geleneksel yöntemlerim “milenyum” jenerasyonun işgücüne katılmasıyla birlikte önemini kaybettiğini ilginç bir şekilde gösteriyor.

14 ülkede 2 bin 800’den fazla üniversite öğrencisi ve genç çalışanın katılımıyla gerçekleştirilen ikinci yıllık Cisco Connected World Technology Report araştırması, şirketlerin, artan ağ talepleri, mobilite yetileri ve güvenlik riskleri ortamında çalışanların ve işletmenin gereksinimlerini dengeleme mücadelesinde karşılaştıkları zorlukları değerlendirmek amacıyla yaptırıldı.

İş seçimi ve maaş üzerindeki etkiler                                        

·         30 yaş altı genç çalışanlar ve üniversite öğrencileriyle gerçekleştirilen araştırma, her üç katılımcıdan birinin (% 33) bir iş teklifini değerlendirirken sosyal medya özgürlüğü, cihaz esnekliği ve mobil çalışma koşullarını maaştan daha önemli bulduğunu ortaya koydu, ki bu da yeni nesil işgücünün beklenti ve önceliklerinin sadece paraya bağlı olmadığını gösteriyor.

·         Mobil ağ yönetimi, cihaz esnekliği ve özel yaşamla iş yaşamlarının harmanlanması, iş ortamı ve kültürünün önemli bileşenleri. Bu unsurlar, hangi şirketlerin iş dünyasının yeni yetenek dalgasını karşılayacağını belirleme konusunda giderek önem kazanıyor.

·         Üniversite öğrencileri (% 40) ve genç çalışanlardan (% 45) beş kişide ikiden fazlası, cihaz seçimi, sosyal medya erişimi ve mobilite koşullarında daha fazla esneklik sağlayan ama daha az maaşlı bir işi, daha az esneklik sunan daha yüksek maaşlı bir işe tercih edeceğini belirtti.

Sosyal medya ve mobil cihaz prensiplerinin iş seçimi üzerindeki etkisi

·         Dünya çapında üniversite öğrencilerinin yarısından fazlası (% 56) karşılarına sosyal medya erişimini yasaklayan bir şirket çıkması durumunda ya iş teklifini kabul etmeyeceğini ya da kabul edeceğini ama şirket prensiplerini kırmanın bir yolunu bulacağını söyledi.

·         Üç üniversite öğrencisinden yaklaşık ikisi (% 64) iş görüşmeleri sırasında sosyal medya kullanım prensiplerini sormayı planladığını söylerken, genel katılımcılarda dört kişiden biri (% 24) bu prensibin bir iş teklifini kabul edip etmeme kararında önemli bir faktör olacağını belirtti.

·         Gerçekte, beş çalışandan ikiden fazlası (% 41) şirketlerinin onları çekmek ve işe almak için esnek bir cihaz ve sosyal medya politikası kullandığını söyledi.

·         Dünya çapında çalışanların yaklaşık üçte biri (% 31) sosyal medya ve cihazlar konusundaki rahatlık düzeylerinin işe alınmalarında dikkate alınan bir unsur olduğuna inanıyor; bu da şirketlerin, milenyum jenerasyonunun teknolojiyi şirketlerin verimliliğini ve rekabet avantajını artırmaya yardımcı olacak şekilde kullanarak değer kattığının farkına vardığını gösteriyor.

Uzaktan erişim ve esnek çalışma saatlerinin iş seçimi üzerindeki etkisi

·         Kurumsal ağlara ve uygulamalara uzaktan erişimi yasaklanan çalışanlara göre bunun başlıca nedeni kurumsal prensiplerin (% 48) yanı sıra kurumsal kültür ve daha yaygın bir iletişim kültürü oluşturulmasına direnç gösterilmesi.

·         Diğer yandan, çalışanlar da işyerinde daha fazla esneklik bekliyor. Dünya çapında dört çalışandan en az biri (% 29) uzaktan erişim imkanı olmamasının iş konusundaki kararlarını etkilediğini ve bunun işten daha erken ayrılmak, işyerinde tembellik yapmak ya da doğrudan iş teklifini geri çevirmek gibi sonuçlara yol açtığını söylüyor.

Mobil cihazların önemi

·         Cihazların ve taşıdıkları bilgilerin önemi, paranın önemiyle rekabet ediyor. Üniversite öğrencilerinin ve genç çalışanların yarısı (% 49) akıllı telefonunu veya mobil cihazını kaybetmektense cüzdanını ya da çantasını kaybetmeyi tercih edeceğini söylüyor.

·         Tek cihazlı günler sona erdi. Her dört çalışanda üç kişiden fazlasının (% 77) bir dizüstü bilgisayar ve bir akıllı telefon ya da birkaç telefon ve bilgisayar gibi birden çok cihazı var. Dünya çapında üç çalışandan biri (% 33) iş için en az üç cihaz kullanıyor.

·         Yukarıdaki verilerle açıklandığı üzere, dünya çapında üniversite öğrencilerinin büyük bölümü -her 10 kişiden yedisi (% 71)- günlük yaşam tarzlarında iş ve kişisel iletişimlerini harmanladıkları için şirketler tarafından sağlanan cihazların hem kişisel hem de iş amaçlı kullanılmasına izin verilmesi gerektiğine inanıyor.

·         Beş üniversite öğrencisinden dördü (% 81) işyerinde kullanacağı cihazı -bütçe fonunu kullanarak istedikleri iş cihazını kendileri satın almak ya da şirket tarafından sağlanan cihazlara ek olarak kendi kişisel cihazlarını getirmek suretiyle- kendi seçmek istiyor.

·         10 çalışandan yaklaşık yedisi (% 68), şirketlerinin, iş için kullanılan cihazlar üzerinden sosyal medyaya ve kişisel sitelere erişime izin vermesi gerektiğine inanıyor.

·         Dünya çapında beş üniversite öğrencisinin üçünden fazlası (% 42), sosyal medya ve kişisel web sitelerine bağlanma gereksinimleri konusunda şirketlerin daha esnek ve anlayışlı olmaları gerektiğine inanıyor.

İş ortamında esneklik ve uzaktan ağ erişimine yönelik tutumlar

·         Dünya çapında beş öğrenciden üçü (% 60), çalışmaya başladığında esnek bir iş programıyla uzaktan çalışma hakkına sahip olacağını düşünüyor ve bunu bir ayrıcalık olarak görmüyor.

·         Şu anda, çalışanların yarısından fazlası (% 57) kurumsal ağlarına bazı uzak lokasyonlardan bağlanabiliyor, ancak dört kişiden sadece biri (% 28) bunu herhangi bir zamanda herhangi bir lokasyondan gerçekleştirebiliyor. Beş kişiden ikisi (% 43) herhangi bir zamanda herhangi bir lokasyondan şirket ağına bağlanabilmeyi işleri açısından kritik bir işlev olarak görüyor.

·         10 üniversite öğrencisinden yedisi (% 70), önemli bir toplantı durumu dışında, düzenli olarak işyerinde bulunmayı gereksiz bulurken, dört kişiden biri, evden veya uzaktan çalışmaya izin verildiği takdirde verimliliğinin artacağını hissediyor. Bu konudaki küresel rakamlar, çalışanlar için de benzer bir oranı yansıtıyor; çalışanların % 69’u düzenli olarak ofiste bulunmayı gereksiz buluyor. Buna karşılık, 2010 raporu, beş çalışandan (her yaştan) üçünün (% 60) ofise mahkum olmanın gereksiz olduğunu düşündüğünü gösteriyordu. 2011 raporunda yer alan bulgu, yeni nesil işgücünün iş ortamında esneklik, mobilite ve geleneksel olmayan çalışma tarzlarına yönelik beklentisinin giderek arttığına işaret ediyor.

·         Üniversite öğrencilerinin ve çalışanların yarıdan fazlası evlerindeki bilgisayarları (% 63) ve kişisel mobil cihazlarını (% 51) kullanarak kurumsal ağlar üzerinden kurumsal bilgilere erişmek istiyor.

·         Gelecekte, dünyanın yeni nesli işgücü, navigasyon ekranları, uçak koltuklarının arkasındaki ekranlar ve televizyonlar gibi şirkete ait olmayan çeşitli cihazlar üzerinden kurumsal ağlarına ve uygulamalarına erişmeyi bekliyor.

Reklamlar

James Joyce – Ulysses

BARAKA YAZILARI: OCAK 2009.

OCAK 2009

JAMES JOYCE ve ULYSSES

Edebiyat Grubu olarak “James Joyce’un Ulysses’ini okuyalım” kararı aldığımızda; aslında bu, başta önerenler olmak üzere çoğumuz için, edebiyat dünyasının “okunamaz” dediği kitabı okumayı başarma çabasıydı. Aradan geçen 4 ay sonunda bu kitabın okunabileceğini ancak okunduktan sonra sunulmasının pek kolay olmadığını anladık. Tabii ki, sunuma bu büyülü kitabın çevirmeni Nevzat Erkmen’i de davet ederek kendimizi iyice köşeye sıkıştırdık.

1882’de Dublin’de doğan Joyce, babasının masallarında kullandığı sözcükleri, uydurma kahramanları daha sonra kitaplarında kullanmak üzere hafızasına yerleştirmişti. Yaşamının değişik dönemlerindeki kişileri veya unutulmaz anıları, romanlarına taşıyan ya da romanlarından hayatına uyarlayan bir tarza sahipti. Huzurlu ve kalabalık bir ailenin en büyük çocuğuydu. Babasının sürekli değiştirdiği işler, çocukluk döneminde ülkedeki politik çekişmeler, devam ettiği dini okul, erken yaşlarda içinde bulunduğu Dublin’in hareketli gece hayatı, yirmili yaşlarda tanıştığı ve sonrasında hayatında gerek dostluk gerekse kazıklanma anlamında derin izler bırakan dostluklar; yavaş yavaş romanlarının kahramanlarını ve içindeki olayların bakış açısını oluşturdu.

Hayatının dönüm noktası ise 16 Haziran 1904’tür. Yıllar sonra bu günü, yani ileride evleneceği Nora Barnacle ile tanışıp ısrarla buluşmaya ikna ettiği gün, romanlaştırarak Nora’ya hayatının en büyük hediyesini vermiştir. Bir kitap yazmıştır Nora için. ULYSSES. Sadece 16 Haziran 1904 gününün anlatıldığı bir kitap. İçinde Nora’ya hissettiklerinin, onunla olan ilişkisinin geçmediği ama yüzyıllarca ve belki de binlerce yıl, okuyan herkesin Nora Barnacle ismini bileceği bir aşkın ürünü roman. Joyce’a dünya edebiyatının ayakları yere basan en kanlı canlı kişiyi hangi yazarın yarattığı sorulduğundaki cevabı; Homeros’tur. Bu da aslında Joyce’un Odysseia hayranlığıdır. Latinceye Ulysses olarak aktarılan Odysseus’un serüvenlerini anlatan destanıdır. Ulysses’te Kral Menelaos, karısı Helena, Troya prensi Paris, İthaka, Poseidon, büyücü Kirke, Penelope, Telemakhos yer alan ögelerdir. Joyce, Ulysses için bölgeyi Dublin olarak seçip, destan kahramanı olarak da Odysseus’un modern, gerçekçi ve komik bir uyarlaması olan bir satıcı ve Yahudi bir yabancı olan Leopold Bloom’ı seçmiştir. Romanın önemli kahramanların biri olan Stephen Dedalus, babası Odysseus’u arayan Telemakhos’un uzantısıdır. Dedalus soyadı İrlandalı değildir. Mitolojide labirentin yaratıcısıdır. Kendi labirentlerinden birinde tutsak kalmış ve yine kendi yaptığı kanatlarla uçarak kaçan Dedalus. Dedalus’un oğlu ise İkarus’tur. Babasının sözünü dinlememiş, balmumundan yapılan kanatlarla güneşe çok yaklaşmış ve eriyince de denize düşerek ölmüştür. Yunan mitolojisinin etkisi Joyce’un yapıtlarında görülmektedir. Stephen’in gizli yasak bilgileri araması mitolojideki Prometheus’u çağrıştırır. Tanrılardan ateşi çaldığı için kayaya zincirlenen ve ciğerini akbabaların yediği Prometheus.

Joyce 1914 Mart’ında Ulysses’i yazmaya başladı.1917’de gözleri bozuldu. Son yirmi yılında 11 göz ameliyatı geçirdi. 1920’lerde Finnegans Wake’ı yazarken neredeyse hiç görmeden yazıyordu. Bu nedenle de Ulysses’in yazımında Joyce’un birçok yazım hatası yaptığı söylenir. Ancak Ulysses’in yoruma çok açık çevirilerinde sürekli olarak değişen bir ifade söz konusudur. Bu nedenle de farklı dillerde birçok kez yenilenen baskıları olmuştur. Joyce, 16 Haziran 1904 gününün erken saatlerinde evinden çıkan Leopold Bloom’un Dublin’in ara sokaklarında ve ana caddelerinde yürürken karşılaştığı kişileri, onların düşünce ve anılarını, İrlanda’nın değişik çevrelerini, kenar mahalle bıçkınlarını, genelev sakinlerini, Dublin’in hatırı sayılırlarını, kilise müdavimlerini büyük bir ustalıkla Ulysses’te toplamıştır. Bütün bu çevrelerin farklı aksanlardaki İngilizcelerini konuşulduğu gibi aktarmıştır romanına. İngilizcesinin bile çok zor anlaşıldığı bu romanın bir başka sorunu ise elli sene sonra kendini göstermiştir. Kitap başka dillere nasıl çevrilecektir?

Ulysses’in Türkçeye gelmesine önayak olan Enis Batur’a kulak verelim;
“Ulysses’i çevirmeye kalkışmak başlıbaşına bir çılgınlık; yayımlamaya, daha doğrusu çevirtmeye kalkışmak da öyle; ya, çevrilmiş, yayına hazır edilmiş “Ulysses” için bir önsöz yazmaya kalkışmak?”

Üç yıl süren Ulysses’in Türkçeleştirilmesini Nevzat Erkmen üstlendiğinde aslında 40 sene önce okumaya başladığı ve bu çeviri süreciyle sonlanan bir kitap vardı önünde. Her cümle için ayrı ayrı araştırma yapan, rahibin elindeki bir kasenin hangi sözcükle söylenebileceğini bulmak için kilisede rahiple görüşen, Joyce’un bazı bölümlerde kullandığı İrlanda argo İngilizcesini çevirmek için Türkçemize yeni sözcükler kazandıran, kitabın orijinaline tamamıyla sadık kalan ve okuyanın kendisini Joyce’un tam da istediği yerde hissedeceği bir bulmaca ustası veya kendi deyişiyle etiketlerini yırtıp atmış sadece Nev olarak kalmış Nevzat Erkmen.
“Ulysses bir yolculuk. Homeros’un Odysseia’sı da. Hepimizin yaşam serüvenini simgeleyen bir Tinsel – Tensel Yolculuk’tur bu. Ulysses’i çevirmek de bir yolculuktur – hiç bitmeyecek. O tanımsız labirentte acımasız devlerle kapıştım, fettan denizkızlarıyla oynaştım, Dublin insanlarıyla ne oyunlar oynadım, sokaklarıyla yoldaş oldum, Joyce’un ulusesini dinledim de dinledim, bir Mr. Bloom olup çıktım.”
“Ulyssesce”yi “Türkçe”ye çeviren Nevzat Erkmen bittiğini düşündüğü ama aslında hiç bitmeyecek serüvenini böyle tanımlıyor.

Eğer yolunuz 16 Haziran tarihinde Dublin’e düşerse, “Bloomsday” kutlamalarına katılın; “Joyce ve Ulysses”severler dünyanın değişik yerlerinden gelip toplanırlar o gün, kendinizi yüzyıldır tanıdığınız ama ilk kez o gün karşılaştığınız bir topluluk içinde bulursunuz.

Ulysses’i okumak insanın edebiyat dünyasında, hayli değişik bir pencerenin aralanmasına yol açıyor. Bakalım bu pencerenin içinde dolaştıkça nerelerde Dedalus’la karşılaşacağım veya Dedalus’un yolunda kaybolunca kimler çıkacak yoluma? Gözlerimi kapatıyorum ve Mr.Bloom ile Dublin’de striptiz yapan bir votkanın keyfi içinde yollarda yürürken, yanımızdan geçen at arabasının üstünde muzip gülümsemesiyle Neverk ile gözgöze geldiğimi, onu da Rüzgarlıtepe’de ebedi bir buluşmaya çağırdığımı görüyorum.
Teşekkürler James Joyce, teşekkürler Nevzat Erkmen.

Cem Sarvan, MINE’89


%d blogcu bunu beğendi: